dekupe...
 100 YILLIK SİNEMAMIZIN 71 YILLIK EMEKÇİSİ HALİT AKÇATEPE 71 YILDIR YÜZÜMÜZÜ GÜLDÜRÜYOR Sinemamız bu yıl 100. yılını kutluyor. Bu nedenle ülkemizin pek çok yerinde paneller, söyleşiler düzenleniyor. Sinemamızın çok sevilen isimlerinden birisi de Halit Akçatepe“Üç Arkadaş” filmindeki başarılı oyunuyla herkes tarafından sevildi, filmde canlandırdığı Mıstık diye çağrıldı uzun süre. Hababam Sınıfı’nın haylaz öğrencilerinden Güdük Necmi o kadar çok beğenildi ki bu kez de Güdük Necmi demeye başladılar. Bu durum 40 yıldır devam ediyor. 15 yıldır Ataşehir’de yaşayan Halit Akçatepe, yaşamını, anne-babasını, sinemamızı, Hababam Sınıfı’nı, yakın dostları Ertem Eğilmez, Kemal Sunal ve Adile Naşit’i gazetemizin editörü Kadir İncesu’ya anlattı.   2 Çocukluğunuzdan neler hatırlıyorsunuz. Nasıl bir çocukluk yaşadınız? Çocukluğum Tarlabaşı’nda geçti. Bizim evin pencereleri çok büyüktü, yüksekti. Annem halıları koyardı kapatmak için. Mavi ışık yakarlardı içerisi görünmesin diye. Savaş dönemi olduğu için karartma uygulanırdı. Annem babamda genellikle sette olduğu için evde oturur gelmelerini beklerdim. Sinemaya başlamanız nasıl oldu? 5 yaşında başladım sinemaya. Bir erkek çocuk aranıyormuş. Hadi Sıtkı’nın oğlunu alalım demişler. Babam çok sevilen bir insandı. Aldılar götürdüler, bir daha da çıkartamadılar beni, orada kaldım. Oynadığım ilk filmin adıNasreddin Hoca Düğünde” idi…  Önceleri annemle sete giderdik. Daha sonra onlar benimle sete gelmeye başladılar. Annem ve babamla çocuk filmlerinde oynadım. Tiyatrocuydu ama sinemayı seçti ve öyle devam etti. Babam ise tiyatrocu olarak kaldı. Hababam Sınıfı’nda oynadı. Birlikte oynadık, sinema da yapmış oldu. Sizin için dönüm noktası olan, sizi Halit Akçatepe yapan filmler nelerdir? 5 yaşından 35 yaşıma kadar yaptığım filmlerin hepsi güzel. Üç Arkadaş filmimden sonra herkes arkamdan Mıstık diye bağırıyordu. Hababam Sınıfı’nda oynadıktan sonra ise arkamdan ‘Güdük’ diye bağırmaya başladılar. 40 sene oldu Hababam Sınıfı’nı çekeli. Hala ilgiyle izleniyor. Ne güzel bir şey.  Süt Kardeşler de dünyadaki en iyi 10 komedi filminin arasına girmiş bir film. Oynadığım bütün filmler benim birbirinden değerli… 5-üc arkadas filmiinde HAlit Akçatepe, KAdir İnanaır, Hülya Koçyiğit ve Müşfik Kenter ile.. Senaryo çalışmalarınız da oldu. Nasıl başladınız senaryo yazmaya? Ben yazmadım. Yazı yazmayı sevmem. Ama Ertem Eğilmez ile çalıştığımızda, film çekelim ya da çekmeyelim, her sabah saat 09.00’da Ertem ağabeyin evinde toplanır, ileriye dönük projeler düşünürdük. Yani birisi kalemi alsın eline yazsın diye bir şey yoktu, konuşa konuşa giderdik. Senaryo zaten bir kişinin işi değildir, toplu yazılır. Sonra yazdıklarımızı Sadık Şendil’e verirdik. O diyalog yazardı. O da çok iyi bir diyalog yazarıydı.  Sonra biz onu çekerdik. Ben kalem tutmayı sevmiyorum. Mektup bile yazmam ama konuşurdum, anlatırdım, bir şey bulurdum. Bunlar da senaryoda önemli şeylerdir. Ertem ağabey de ondan faydalanırdı benden. Filmlerde Ertem Bey sizi serbest mi bırakırdı, o zaman doğaçlamanız daha mı öne çıkardı? Kemal (Sunal) ile bana çok güvendiği için serbest bırakırdı. Herkese vermezdi bu hakkı. Çünkü doğaçlama yapıldığı zaman yanlış şeyler de yaparlardı. O da iyi olmaz. Çok büyük oyuncu olan Adile Hanım’ı da serbest bırakırdı bu konuda… “ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ SAHNESİNDE HALA AĞLARIM” Eski filmlerinizi izlediğinizde neler hissediyorsunuz? Ben yaptığım işe bakarım. Yanlış yapmış mıyım, burada keşke böyle yapsaydım filan diye düşünüyorum. Oradaki anılar pek gözümün önüne gelmez. Ben anıdan yana değilim. Ama Hababam Sınıfı’nda hep bir ağızdan okuduğumuz Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi sahnesinde hala ağlarım. Çok güzel bir sahne o. 3-hababam Romantik filmlerde de sizi göremedik zaten… Ne yapacağımı herkes bilir, o yüzden öyle roller vermezlerdi bana. Komedi filmlerinde oynattılar. Başarılı bulmasalar oynatmazlardı. Hep olumlu karakterleri canlandırdınız… Yapı olarak da olumsuz insanları sevmediğimizden o tarafa yönelemedim bir türlü. Benim oynamayacağımı bildiklerinden bana teklif etmezlerdi. Seyirciyi yanıltmamak lazım... Seyirci görmek istediği insanı seyreder. 71 yıldır sinemadasınız. 2000 sonrası sinemasını değerlendirir misiniz? Ben sinemaya gitmiyorum. Televizyonda seyredilecek bir şey varsa seyrederim. Ne yapıldığını bilmiyorum. Bu yüzden o konuda bir şey söylemem yanlış olur. Ama iş yapan filmler var. Avrupa’da ödüller kazanıyorlar. Hepsi çok güzel, ama ben bilmiyorum. Halit Akçatepe’nin yaşam felsefesi nedir? (Cüzdanından oldukça yıpranmış bir kağıt çıkarıyor ve başlıyor okumaya) Benim hayat felsefem bu kağıtta yazıyor: “Bir dakikanın kıymetini anlayabilmek için treni henüz kaçırmış birine sorun. Bir saniyenin kıymetini anlayabilmek için, bir kazayı kıl payı atlatmış birine sorun. Bir milisaniyenin kıymetini anlayabilmek için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan kişiye sorun. Sahip olduğunuz her anı değerlendirin. Şunu unutmayın ki, zaman hiç kimseyi beklemez. Dün artık mazi oldu. Yarın ise muamma. Bugün ise avuçlarımın içinde bize sunulmuş bir armağandır!” Bu yazıyı yaklaşık 25 yıldır cüzdanımda taşıyorum. Ama bu düşünceye 20’li yaşlarımdayken de sahiptim. Bu düşünceyi uygulamak da zaman alıyor. Birisi hayatını kaybettiği zaman Allah rahmet eylesin diyorum, ama oturup da 15 gün ağlamıyorum. Zamanla bu düşünceye alışıyorsun. An’ın kıymetini bileceksin. Yaşadığın an çok önemli… Ben de böyle bir felsefe kurdum kendime… 20’li yaşlarda “Halit niye üzülüyorsun, üzülüp de ne olacak, eline ne geçecek diye düşünmeye başlamıştım. Ne değişecek? Öleni, gideni geri mi getireceksin? Benim sözlüğümde “keşke” yok. 4 Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın başlattığı Türk sinemasının en iyi 100 filmiyle ilgili bir araştırmada 1. sırada Hababam Sınıfı var. O değişmez. Türk halkı Hababam Sınıfı’nı çok sevdi. Bugün 5 yaşındaki çocuk da seyrediyor, 75 yaşındaki adam da seyrediyor. Bunun sırrı da Ertem Eğilmez’de, oyuncularda ve samimiyetinde olsa gerek… Ertem ağabey bizi çok doğru oynattı. Ertem ağabey sululuk yaptırtmazdı bize. Şimdi komedi filmlerinde çok fazla sululuk var. “TÜRKİYE’NİN TEDRİSAT SİSTEMİ DEĞİŞMEDİKÇE HABABAM SINIFI DAİMA TUTACAK” Hababam Sınıfı’nın yazarı Rıfat Ilgaz ile tanıştınız mı? Evet. Rıfat Ilgaz sete gelmezdi, biz giderdik ona. Bir gün bana, “Halit evladım. Seni 1 seviyordum, şimdi 100 seviyorum. Sen beni oynuyorsun” dedi. Güdük, Rıfat Ilgaz’ın kendisi. Bunu bana oğlu anlattı. “Babamın boyu ortaokulda, lisede bu kadar uzun değildi. O zaman ona ‘Güdük’ derlermiş” dedi.  O da Güdük’ü almış, Hababam Sınıfı’na koymuş. Hem Hababam Sınıfı’nda oynamak, hem Rıfat Ilgaz’ı oynamak çok güzel bir şey.  Rıfat Ilgaz, “Hababam Sınıfı’nda 3 şeyin yergisini yaptım: 1- ezberin, 2- kopyanın, 3- uydurma saygının” der…  Romanın temeli, özü bunlar… Rıfat ağabeye, “Çok tutuyor bu film, neden?” dedim. Bana, “Türkiye’nin tedrisat sistemi değişmedikçe Hababam Sınıfı daima tutacak” dedi. Ertem ağabey de seyirciye ne vereceğini bilirdi. O yüzden çok tuttu. Herkesin okul anısı vardı. Ama bunlar ilk 3 Hababam’da var. Hepsinde yok. Senaryoya seyircinin ilgileneceği bir şey katacaksın. Seyirci o zaman seyreder. Hababam Sınıfı’na başlayacağımız zaman, “Çocuklar, bu Hababam Sınıfı’nı çekeceğiz. Bu kitabı olduğu gibi çekersek, sadece öğretmen-öğrenci şakalaşması yaparız. Bu da seyirciyi 10 dakika sonra sıkar. Bu yüzden bunu ciddi bir meselenin üzerine oturtmamız lazım” dedi. Biz 15 gün neyin üzerine kuralım filmi diye düşündük. Bulundu sonunda. “Yanlış öğrenci yoktur, yanlış tedrisat sistemi vardır. Bu yanlış tedrisat sisteminden dolayı bu çocuklar bu hale gelir” düşüncesi üzerine kuruldu. Bu yüzden çok tuttu. 2. filmde, “Yanlış çocuk yoktur, yanlış aile vardır. Anneler babalar çocukları bu hale getirir”, 3. filmde ise, “Sevgi her şeyin başında gelir, sevgi her şeyi halleder” konuları vardı. Geçen sezonun son maçında Şükrü Saraçoğlu’nun tribünlerindeydiniz Hababam Sınıfı oyuncuları olarak. Fenerbahçeli oyuncular gol sevinci sonrası karşınıza gelip, tek ayak üzerinde durdular. Neler hissettiniz? Ben ağlamaklı oldum. O çocukların bunu yapması çok güzel bir olay. Karşımıza gelip selam verir giderler, ama tek ayak üzerinde durdular. Ne kadar güzel bir şey… Anneniz Leman Akçatepe ve babanız Sıtkı Akçatepe’yi de anlatır mısınız?  Babam oyuncuydu zaten. Annem, bana meyve alabilmek için oyuncu oldu. Çünkü tiyatrocunun parası meyve almaya yetmezdi. Şimdi biraz daha rahatlar. Annem çok da iyi oyuncu oldu. Dua ederdi, “Allah’ım bana bir ev nasip et, tiyatroyu bırakacağım” derdi. Evi olunca tiyatroyu hemen bıraktı, ondan sonra da sinemada oynamaya başladı. Türkiye’deki bütün jönlerin annesi oldu. Babam da tiyatro oyunculuğunu çok seviyordu. Hep tiyatrocu olarak kaldı. Ben tiyatrocu olmak istediğimde izin vermedi bana. Haklıydı, kendisi çok acı çekti, çok parasız günler geçirdi. Benim de o duruma düşmemi istemedi. “Oku” dedi. 3 tane fakülteye gittim hepsini bitirmedim ama gittim. Yine tiyatrocu oldum. Bu sefer de babam bana, “Gel buraya, okumuş yazmış serseri” diye seslenirdi. Babam vasıtasıyla tiyatronun içindeydim. Ustan kimdi dediklerinde bir şey diyemiyorum. O kadar çok ustanın yanında yetiştim ki. Ama 7-8 sene yanında çalıştığım Orhan Elçin vardır.  Gerçekten çok büyük bir oyuncudur. Tiyatroda bana da çok büyük yardımları olmuştur. Galip Arcan, Sami Ayanoğlu, Cahide Sonku bunların hepsiyle beraber oynuyoruz. En güzeli de bu büyük isimlerle, her gece sahnede selam veriyorum. Ne kadar güzel bir şey bu. Babam tuluat tiyatrolarında çalıştı hep. Neyin ne olduğunu onlardan öğrendim. Anneniz babanız sizi sahnede de izledi, birlikte de oynadınız. Size “Çok başarılıydın” dediler mi? Benim babam öyle bir şey demezdi. Ben de demem. Genç bir oyuncuya “Aferin” dersen yanlış yönlendirmiş olursun. Oyunculuğun sonu yoktur. Oyuncu her gün kendini aşarak yetiştirmeye gayret eder. O zaman oyuncu olur. Gazanfer Özcan benim için son ustaydı. Ne yapıyor, nasıl oynuyor diye seyrederdim onu. Bu örnekleri kapabilirsen sen de başarılı olursun. Bu söylediklerinizi genç oyuncular için de bir mesaj olarak kabul edebiliriz. Evet. Oyunculuk kitapla olmaz. Babamla arkadaşlarına ‘kitaplı oyuncu’ derlerdi. Oyunculuk öğretilmez. İnsanın içinde ya vardır, ya yoktur. Adımını attığı anda anlarsın. Televizyonda oyuncu diye çıkan bir sürü insan var. Zeki Alasya’nın bir filmi ya da dizisi olsa geçerim karşısına izlerim. Çünkü Zeki Alasya bir oyuncu… Metin Akpınar da bir oyuncu… Ben bir oyuncu görmek istiyorum. Bugüne kadar bir yere gelmiş televizyon oyuncusu var mı? Bu yıl sinemanın 100. yılı… Siz 100. yıl ile ilgili neler dersiniz? Sinemamızın 100. yılında 71 yıllık bir oyuncu var. Ataşehir’de bir etkinlik yapacaklarsa, mutlaka Halit ağabeylerini çağırmaları lazım. Malatya Film Festivali’nde de onur ödülü almıştınız… Evet, benim için önemli bir ödüldür. Malatya’ya çok gittim. 1962’den beri giderim Malatya’ya… Babam da Malatyalı… Malatya çok güzel bir yer. Çok sevdiğim iki yer var; birisi Malatya, birisi de Erzincan… Kaç yıldır Ataşehir’de yaşıyorsunuz? 15 yıldır Ataşehir’deyim. Evde otururum, gazete okur, tv izlerim. Kızlarım Viyana’da yaşıyorlar. “Gez, dolaş, sıkılmıyor musun” diyorlar, ama sıkılmıyorum. İşim olduğu zaman dışarı çıkarım. Sete gideceğim zaman gelir alırlar, çalışırım, geri getirirler. Çok gezdim, dolaştım, sıkıldım artık. Ataşehir o kadar güzel bir yer ki… Şu telefonu açtığında ne istersen getirirler. Öyle bir yer oldu Ataşehir, o yüzden de dışarı çıkmama gerek yok. Sadece arkadaşlarım arayıp, sorarlar. Onun dışında kimseyle samimiyetim yoktur. Kitap okurum. Okudukça da kitaplarımı başkalarına veririm. Gördüğünüz gibi Ansiklopediler var. Onları da kızım Günsu için almıştım. Sakladım. Itır, Ebru ve Günsu adlı üç kızım var. 3 tane de torunum var: Cem, Alara, Zeynep. Yaşadık, geçti hayat. dekupe...